Chat Odaları – Artık sanal sevgililer internette öpüşebilirsiniz

Dokunsal iletişim’ size çok heyecanlı bir konu gibi gelmeyebilir fakat, tam da bu konuda bir araştırma sonucunda kullanıcılara, uzak mesafeden öpüşme hissi ileten bir aygıt üretildi.

Electro-Communications Üniversitesi’ndeki Kajimoto Laboratuvarı, bir ağızlık ve dilinizin hareketlerini tanıyan ve bunu bağlı olan diğer bir cihaza aktaran bir yazılım geliştirdi.

Öpüşmek için dil hareketlerinden fazlası gerekli ve Kajimoto’dakilerin tüm bunları yeniden oluşturmak için bir planı bulunuyor. Aygıtın prototipini tanıttıkları videoda ‘Öpüşmenin unsurları arasında tat alma, nefes alış şekli ve dilin nemi de yer alır. Tüm bunların hepsini yeniden oluşturabilirsek bunun gerçekten çok güçlü bir aygıt olacağını sanıyoruz.’ diye belirtiyorlar.

Böyle bir aygıtın kullanılabilirliği konusunda da Kajimoto’dakilerin birkaç fikri var: “Eğer popüler bir kimliğiniz varsa, bu aygıtı kullanıp kaydettiğiniz öpücüğünüzü hayranlarınıza sunmak popülaritenizi artırabilir” diye de ekliyorlar.

İnternet Özgürlüğünde Türkiye 17. sırada

1972 yılından beri her yıl, politik ve insan hakları ile ilgili Freedom in the World (Dünya’da Özgürlük) raporunu hazırlayan Freedom House, internet özgürlüğü ile ilgili olarak hazırladığı Freedom on the Net 2011 (Nette Özgürlük) raporunu açıkladı.

1 Ocak 2009 – 31 Aralık 2010 tarihlerini 37 ülkeyi kapsayan ve ikinci kez yapılan bu araştırma çarpıcı sonuçları da ortaya koydu.

Ülkemiz, 100 üzerinden aldığı 45 puanla internet özgürlükleri konusunda Kenya, Nijerya, Malezya ve Ürdün’ün ardından 17. Sırada yer aldı. Önceki raporda da yer alan Türkiye, geride kalan bu süre içerisinde 42 puandan 45 puana gerilerken, “Kısmen özgür” kategorisindeki yerini korudu. (Puanlamada internet özgürlüğünün olduğu ülkeler daha az puan, olmayan ülkeler daha çok puan alıyorlar)

Türkiye ile ilgili olarak rapor içerisinde şu ifadeler yer aldı:

İnternet ve mobil telefon kullanımı, Türkiye’de hızlı bir şekilde artarak 2009 yılında nüfusun 3′te 1′inin kullanıma ulaştı. 2001 yılından beri hükümetler, politik içeriklere ulaşım konusunda yasal adımlar atıyor. Çeşitli tahminlere göre 2008′den itibaren -Haziran 2010′da artarak- yaklaşık 5,000 siteye erişim engellemiş durumda. Buna ek olarak, YouTube, Last.fm, Metacafe gibi siteler Google servisleri gibi bazı uygulamalara da sınırlamalar getirildi. YouTube’a sınırlama, bazı videoların bu bölgede yayınlanmaması veya kaldırımasının ardından ancak Kasım 2010′da kaldırıldı. Bunca sınırlamalara rağmen Türk interneti ise etkili. Bloggerlar, toplum bilincini arttırmak adına hükümetin hassas uygulamalarını dahi eleştirebiliyorlar ve en az bir meclis soruşturmasının açılmasını sağlamayı başardılar.

Araştırmanın Türkiye detaylarında ise “5651. sayılı İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun”’un varlığının altı çizilirken, yaptırımın ise net olmadığı ifade ediliyor.

Atılım, Özgür Gündem, Keditör, Günlük Gazetesi ve Fırat Haber Ajansı gibi sol görüşlü sitelere erişimin yasak olduğu ifade edilirken, 225,000 kayıtlı kullanıcısı olan Gabile.com ve Hadigayri.com gibi eçcinsellere hitap eden bu sitelerinin 1 hafta kadar kapatılması raporda yerini aldı.

ESTONYA ZİRVEDE

Özgür ülkeler sıralamasında Estonya, 10 puanla zirvede yer alırken, onu 13 puanla Amerika Birleşik Devletleri, 16 puanla Almanya, 18 puanla Avustralya ve 25 puanla İngiltere takip takip etti.

Bu kategorideki diğer ülkeler İtalya, Güney Afrika ve Brezilya oldu. İran 89 puanla internet özgürlüğü olmayan ülkeler arasında zirvede yer aldı.

Tayland, Rusya, Venezuela, Zimbabve ve Ürdün riskli ülekeler kategorisinde yer aldı.

Tayland’ta 2006 seçimlerinde monarşiye karşı internetin büyük rol oynaması, 2003′ten beri devam eden internete sansür uygulamasını arttırdı.

Aralık 2011′de parlementer seçimlerin, 2012′de de başkanlık seçimin olacağı Rusya’da, blogger’ların tutuklanmasına kadar varan olayların yaşanması bu ülkeyi riskli ülkeler arasına sokuyor.

Aşk,Youtube, Flaşh, Şiir, Hikaye, fikra, sevgi, cinsellik, mynet Sohbet, Radyo, Chat, Fm, Muhabbet, Video, Muzik, Mp3, Chat Odaları, Sohbet Odaları, Komedi, Güzel sözler

Facebook Öğrencilerin Hayatını Mahvediyor

Sosyal medya platformlarını hayatımıza dahil ettiğimiz günden bu yana sosyal hayatımızdan tutun da iş hayatımıza kadar bir çok şey değişti. Sürekli bir şeyleri ‘like’ yapma isteği, 140 karaktere sığdırılmaya çalışılan düşünceler, arkadaşlarımızın bizim nerede olduğumuzu bilmelerini sağlama vs. bu mecraları kullananların günden en azından bir defa yaptıkları rituel haline geldi. Halen geçerli olmakla birlikte eskiden ebeveynlerden sık sık duyduğumuz ‘bilgisayar başından kalkmayan’ gençler artık hemen hemen hepimizin sahip olduğu akıllı telefonlar sayesinde bilgisayar başından kalktı belki ama internete ve – günümüzde de – sosyal medya sitelerine olan bağımlılıklarında bir değişiklik meydana gelmedi.

Sosyal medya sitelerinin yaygınlaşması, kullanımın artması, marka itibarını artık bu mecraların belirliyor olması nedeniyle gün aşırı raporlar, makaleler, araştırmalar ve istatistiki bilgiler yayınlanıyor. İşte bu araştırmalardan bir tanesi üzerinde tartışmalar son bulmayacak gibi duruyor.

Online Education sitesi çeşitli kaynaklardan faydalanarak elde ettiği verilerle sosyal medyanın -özellikle Facebook’un – öğrencilerin hayatlarına zarar verip vermedikleri ile ilgili bir araştırma gerçekleştirmiş. Aslında çeşitli forum sitelerinde yer alan yorumlarda ya da birebir öğretmenlerle konuştuğunuzda onların bu konudan muzdarip olduklarını görürsünüz. Çünkü derste sıkılan öğrencilerin çoğunlukla yaptığı şey, Facebook’ta durum güncellemek ya da dersin ve/veya hocanın ne kadar sıkıcı olduğunu Twitter’da duyurmak! Hal böyle olunca sosyal medyanın üzerine suçu atmak daha kolay hale geliyor. Ankette yer alan bazı olumlu – olumsuz etkiler şu şekilde:

Olumlu

Ankete katılan öğrencilerin %75’i çevrimiçi kaynaklardan faydalanmak için Facebook ve Twitter’ın yarar sağlayabileceğini; hatta, derslerin çevrimiçi çalışma şeklinde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmiş.

Ayrıca ankette, sosyal medyanın toplum içinde öğrencilerin duygularını ifade etmesinde olumlu bir etkisi olabileceği, özellikle bu mecraları kullananların diğer öğrencilere ve akranlarına göre kendilerini daha ‘kabul edilen’ kişiler olarak gördüklerini ve ders dışı aktivitelerine katıldıkları görülüyor. Facebook’u kullanan %20’den fazla öğrenci (Facebook kullanmayanlarla kıyaslanırsa) kendilerini okula ve topluma daha bağlı hissettiğini söyledi.

Olumsuz

Facebook kullanan ve aynı anda kitapla çalışan kişilerin notlarının, sadece kitaba odaklanan akranlarına göre %20 düşük seviyede olduğu belirtildi.

Facebook kullanan ve part-time işte çalışan kişilerin daha az para kazandığı, haftada ortalama 16 saat çalışıldığı düşünülürse, sadece 5 saat çalışmaya vakit ayırdıkları görüldü.

Her ne kadar Facebook kullananların kendilerini toplumla bir bütün olarak görmesini olumlu etki altına koyduysak da, aynı araştırma, öğrencilerin kendilerini daha depresif veya yalnız hissetmelerine neden olabileceğini de gösteriyor. Araştırmaya katılan öğrencilerin neredeyse yarısı Facebook’taki arkadaşlarından daha mutsuz olduğuna inanıyor ve üniversite öğrencilerinin %25’inin statu güncellemelerinin ağır depresyon belirtileri gösterdiği kaydedildi.

Neticede araştırma belirsizlikler taşıyor. Üniversite öğrencilerinin yaklaşık %96’sının (!) Facebook’ta yer aldığını düşünürsek, sadece gerçekten kendini derslerine adamış ve yüksek ortalama isteyen kişilerin sosyal medyadan vazgeçebileceğini söylemek bile benim için kesinlik ifade etmiyor. Sizce sosyal medya öğrencilerin hayatını daha iyi mi yoksa kötü mü yapıyor?

Twitter’da Daha Fazla Takipçi İçin Yapılması Gerekenler

Chat

Twitter’daki etki alanınızı genişletmek için yapmanız gereken öncelikli şey takipçi sayınızı arttırmak. Meşhur biriyseniz ya da bir markayı temsil ediyorsanız zaten takipçi sıkıntınız olmaz ama daha fazla takipçiye ulaşmak için hali hazırda bilinir olmanıza gerek yok. Atacağınız doğru adımlar ile siz de zaman içinde daha fazla insana ulaşabilir ya da temsil ettiğiniz markanın sesini daha fazla insanın duymasını sağlayabilirsiniz.

Peki nedir bu adımlar?

Dan Zarrella’nın subjektif verilerle hazırladığı infografiğe göre daha fazla takipçiye ulaşmak için 5 temel prensibi benimsemeli ve uygulamalısınız.

1. Kim olduğunuzu gösterin.

Daha fazla kullanıcıya ulaşmak için kullanıcılara kim olduğunuzu söyleyin. Hesabınıza girenler sizin fotoğrafınızı, kısa biyografinizi ve web sitenizi görebilsinler.

2. Sürekli kendiniz hakkında konuşmayı bırakın.

Sürekli kendisinden bahsedenlerin fazla takipçisinin olması pek kolay bir iş değil. Daha fazla diğerkam olun, insanlara yardımcı olun, paylaşın.

3. Cevap vermiş olmak için iletişime girmeyin.

Zarrella’ya göre takipçisi fazla olan kişiler takipçileriyle iletişime daha az geçiyorlar. Bu yüzden cevap vermiş olmak için takipçilerinizle iletişime geçmemeniz öneriliyor. Şahsi fikrim bu beş madde arasında tamamen katılamayacağım tek nokta budur.

4. Uzmanlığınızı vurgulayın.

Her zaman kendinizden ve ne kadar uzman olduğunuzdan bahsetmek iyi bir fikir değil. Takipçi çekmeye çalışırken, onları kaçırabilirsiniz. Ama Twitter’da fazla takipçisi olan kişiler bazı zamanlar uzmanlıklarını belirten, çoğu zaman da attıkları mesajlarla ve yazdıkları yazılarla bu uzmanlığı destekleyen bir davranış sergiliyorlar.

5. Olumsuz olmayın.

Sürekli ağlayan, sızlayan ve şikayet eden bir kişiyseniz takipçileriniz bir süre sonra sizden uzaklaşacaklardır. Neşelenin, pozitif enerji dağıtın. Ne kadar pozitif enerji dağıtırsanız, o kadar fazla takipçiye ulaşmak için uygun bir zemin yaratmış olursunuz.

Mynet Sohbet

Twitter, Mobili Çok Önemsiyor

Sohbet Odaları

Twitter’da ikinci başkan mühendis konumundaki Michael Abbott, bu hafta katıldığı California VentureBeat Mobile Summit etkinliği kapsamında ünlü sosyal ağın mobil alan üzerindeki düşüncelerinin ne şekilde artacağına dair bilgiler verdi.

Temelde bir kısa mesaj servisi mantığıyla başlayan servisin şu an bulunduğu noktayı Abbott dikkate değer buluyor. Zira cep telefonunun bir ürünü olan kısa mesaj, temelde bir internet sitesi olarak varlığını sürdüren Twitter’ın işleviyle ciddi bir paralellik sergilemeyi sürdürüyor. Öyle ki, Twitter üzerinden gönderilen Twitter iletilerinin %40’ı mobil ürünler üzerinden gerçekleşiyor. İstatistikler de bu sayının %50’ye doğru bir artış gösterdiğini belirtiyor.

Chat Odaları

HTML5 çerçevesinde gerçekleşen çalışmalar kadar önemli olan mobil uygulamalar konusunda da büyük bir mesai harcadıklarını belirten Abbott, insanların Twitter’da keşifler yapması noktasında mobil uygulama marketleriyle paralel bir ivme halinde olduklarını dile getirdi.

Mobil uygulama ve ürünlerin Twitter’a sağladığı önemli özelliklerden biri de konum tabanlı bilgi sunma. Bu özelliği iyi bir şekilde yönlendirmek ve insanların birbirlerini daha kapsamlı “keşfetmelerini” sağlamayı hedefleyen Twitter, bu konudaki hâlihazırda kullandığı bazı yöntemleri de geliştirmeyi hedefliyor.

Son dönemlerde Twitter’ın üçüncü parti uygulamalara karşı sergilediği sert tavır konusunda da düşüncelerini dile getiren Abbott, Twitter’ın önde gelenlerinin, Twitter’ın kendi kendisini yok etmesini ortadan kaldıracak yeni çözüm ve ürünlerle birlikte temiz bir yol haritası istediklerini ifade etti.

Sansürden sonra Beşiktaş alan adı olamayacak!

Daha önce yazdığımız (1, 2) iki yazının ardından sitelerin nasıl etkileneceğini araştıralım.

Alan adları içinde xn harflerinin kullanılması da yasaklanmış. Bu harfler yasaklanınca uzun zaman Türkiye’de kullanılması için bakanların önayak olduğu, içinde ıv e ğ gibi Türkçe karakterlerin geçtiği Türkçe alan adları barındırılamaz hale geliyor.

Konuyla ilgili konuştuğumuz, alan adı satışı ve kurumsal / bireysel barındırma hizmeti sağlayan Ontek firmasının sahibi Murat Deligöz, bu gönderilen maddeyle yaşamalarının çok da mümkün olmadığını söyledi. Deligöz kendi hazırladıkları teknolojiyle 1.8 milyon internet sitesini hemen soruladıklarını, gelen yönetmelikle bunların 90 bininin hemen bugün kapatılması gerektiğini vurguladı.

Bu alan adları incelendiğinde gerçekten de internetin bütünlüğüne zarar veren yasaklamaların yaşanacağı dikkate çarpıyor. Örneğin içinde Beşiktaş geçen hiçbir alan adı içindeki üç harf yüzünden kullanılamaycak. Bu alan adlarından birkaçının örneğini vererek aslında olayın ne kadar kötü bir duruma bizi getireceğini dikkatlerinize sunalım.

Twitter’da değişlikler!

Mynet Sohbet

Ünlü sosyal paylaşım sitelerinden Twitter, ana sayfa tasarımında değişikliğe gitti. Bu değişim ne anlama geliyor?

Gelin ana sayfadaki değişikliklere bir göz atalım:

- Zemindeki dünya haritası: Şu ana kadar daha dar ve ‘seçkin’ bir kullanıcı kitlesine hitap ettiğine inanılan Twitter, dünya haritasını ana sayfasına ekleyerek adeta ‘Tüm dünyaya hitap etmeye hazırım’ diyor

- Giriş yapmak daha kolay: Daha önce kullanıcı girişi yapabilmek için, minicik ‘Sign In’ butonunu önce bulmak sonra da, açılan kutucuğu doldurulmak gerekiyordu. Yeni tasarımda kullanıcı adı ve şifre girişi için oldukça büyük form alanları göze çarpıyor.

- Yeni üye olmak daha kolay: Önceki tasarımda giriş yapmak konusundaki zorluk, yeni hesap oluşturmak konusunda da geçerliydi ve ilk etapta açıkta olmayan bir form alanından gerçekleştiriliyordu. Bu alan da açık olarak ana sayfaya taşınmış ve üç kolay soru sorarak hesabınızı oluşturmanızı sağlıyor. Bekli de Facebook’a en çok benzetilecek nokta da bu bölüm.

Facebook’un yaygınlaşmasındaki en temel nokta ana sayfasında yer alan kolay üyelik formu idi. Twitter Facebook’un yedi sorusuna karşılık işi daha da basite indirgeyerek bu sayıyı üçe indirmiş.

- Farklı dil seçenekleri: Bu güne kadar yalnızca İngilizce desteği ile hizmet veren Twitter, 6 farklı dili daha eklemiş. Bu diller Fransızca, Almanca, İtalyanca, Japonca, Korece ve İspanyolca. Bu diller arasında Türkçe ne yazık ki henüz yok.

Ana sayfasını değiştiren Twitter’ın yakında kullanıcı sayfalarında da değişime gideceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Bu güne kadar belirgin bir reklam hizmeti vermeden yayınını sürdüren Twitter’ın bu konuda çalışmalar yaptığı uzunca bir süredir konuşuluyordu.

Kullanıcı sayfalarında gideceği değişiklikte reklam alanlarının nasıl yer alacağını ve nasıl bir reklam politikası yürüteceğini zamanla göreceğiz.

Sanal Alemin Mağdur Ünlüler

Mynet Sohbet Televizyon, sahne ve podyumların kamuoyu tarafından tanınan birçok ismi, sanal alemde yayınlanan bazı yazılar ve videolar ile sosyal paylaşım sitelerindeki sahte profillerden şikayetçi oldu.

Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Yoluyla İşlenen Suçlar Büro Amirliğince son 16 ayda yürütülen soruşturmalara göre, manken Şebnem Schaffer’e ilişkin 2010 yılı içinde ”facebook” adlı sosyal paylaşım sitesinde sahte profil açılarak, adına yazışma yapılması ve müştekinin fotoğraflarının birçok pornografik içerikli internet sitelerinde yayınlanması konusunda soruşturma yapıldı.

ntvmsnbc‘nin aktardığına göre söz konusu eylemleri gerçekleştirdikleri belirlenen şüpheliler M.S.Ö. ve E.Y, çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla geçen yıl basketbol yorumcusu İsmet Badem hakkında bir sosyal paylaşım sitesinde sahte profil açarak, müşteki adına hakaret içerikli yazışmalar yaptığı belirlenen şüpheli V.Ç, gözaltına alınarak hakkında yasal işlem yapıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla yapımcı Erol Köse ve şarkıcı Nihat Doğan hakkında bir internet sitesinde, hakaret içerikli yazılar yazdığı belirlenen şüpheli K.A, gözaltına alındı. K.A. hakkında da yasal işlem yapıldı.

İBRAHİM TATLISES DE ŞİKAYETÇİ

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla sanatçı İbrahim Tatlıses’in şikayeti üzerine bir internet sitesinde yayınlanan yazılara ilişkin şüpheli ya da şüphelilerin yakalanması için yürütülen çalışmalar halen devam ediyor.

Şarkıcılar Murat Boz, Volkan Konak, Demet Akalın, oyuncu yazar Pelin Batu, sunucu Uğur Arslan, manken Güzide Duran ve oyuncu Ceren Hindistan’ın şikayetleri üzerine, ilgili başsavcılıkların talimatıyla, ”facebook” ve ”twitter” hakaret içerikli videolar yayınlanması ya da sahte profil açılarak yazışmalar yapılmasına ilişkin soruşturmalar başlatıldı.

Televizyon yapımcısı ve sunucu Acun Ilıcalı hakkında da bir internet sitesinde iftira niteliğinde yazılar yazılmasına ilişkin çalışma sürdürülüyor.

Televizyon programı sunucusu Esra Ceyhan’ın Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikayeti üzerine ”youtube” adlı internet sitesi üzerinden müşteki hakkında hakaret içeren videolar yayınlanmasıyla ilgili soruşturma da sürüyor.
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla, sunucu Ece Erken hakkında bir internet sitesinde müştekinin rızası dışında fotoğraflarının ve bilgilerinin yayınlanması ile ”twitter” adlı sosyal paylaşım sitesinde hakaret ve tehdit içerikli yazılar yazılmasına ilişkin çalışmalar da devam ediyor.

Dizi oyuncusu Fahriye Evcen’e bir internet sitesinde hakaret edilmesi ile gazeteci Uğur Dündar’ın elektronik posta adresine hakaret içerikli mesajlar gönderilmesine ilişkin faillerin yakalanması çalışmaları da sürdürülüyor.

Siyasilerin Twitter Hesapları

Mynet Sohbet Hız belki de içinde yaşadığımız günleri en iyi tarif eden kelime. Dünya, kimilerine göre artık global bir köy. Bunun en büyük sebebi ise şüphesiz erişimin ve paylaşımın çok kolay olması.

Denizaşırı bilgi paylaşımının saniyelere indiği günümüzde siyasi olaylar da anlık olarak milyonlarca kişiye ulaşıyor, etkiliyor. Cep telefonu görüntüleri hükümetler devirebiliyor, kitleleri sokaklara döküyor.

Arap yarımadasında yaşanan yakın geçmişteki olaylar bunun en güzel örneklerinden biri. Bahsettiğimiz bütün bu hızlı paylaşıma izin verense tartışmasız internet. Ve onun üzerindeki Facebook ve Twitter gibi paylaşım alanları. İşte tüm bu nedenlerle artık ülkeleri yönetenler de bu sosyalliğin içinde olmak zorunda. Hem kendilerini anlatmak, hem temas etmek hem de politikalarını savunmak için.

Twitter üzerinden Türkiye merkezli bakarsak en etkili isim hiç şüphesiz Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek. Siyasetten magazine hergün yüzlerce mesajıyla binlerce takipçisine ulaşıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Lideri Devlet Bahçeli de twitter kullanan siyasilerden. Peki dünya genelinde durum ne? Obama’dan Chavez’e onlarca lider twitter’ı aktif olarak kullanıyor; kimi daha resmi kimi daha insani. Belki takip etmek istersiniz diye liderlerin hesaplarını sizin için biraraya getirdik. Her ideolojiye ait karma bir tablo çıktı ortaya, seçim sizin…

@BARACKOBAMA ABD Başkanı

@KRuddMP Avustralya Başbakanı

@PM_Abhisit Tayland Başbakanı

@pmharper Kanada Cumhurbaşkanı

@PrimeministerGR Yunanistan Cumhurbaşkanı

@AlvaroUribeVel Kolombiya Devlet Başkanı

@Presidencia_Ec Ekvator Devlet Başkanı

@NajibRazak Malezya Cumhurbaşkanı

@YLeterme vie Belçika Cumhurbaşkanı

@MedvedevRussiaE Rusya Devlet Başkanı

@jensstoltenberg Norveç Cumhurbaşkanı

@noynoyaquino Filipinler Devlet Başkanı

@presidenciacr Kostarika Başkanlık Ofisi

@Presidencia_Ec Ekvator Başkanlık Ofisi

@HHShkMohd Dubai Emiri

@RT_Erdogan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

@PaulKagame Ruanda Ruanda Devlet Başkanı

@johnkeypm Yeni Zelanda Başbakanı

@VDombrovskis Letonya Başbakanı

@QueenRania Ürdün Kraliçesi

@larsloekke Danimarka Başbakanı

@netanyahu İsrail Başbakanı

@sebastianpinera Şili Devlet Başkanı

@chavezcandanga Venezüella Devlet Başkanı

@cbabdullahgul Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

@SARKOZY_2012 Fransa Cumhurbaşkanı

@Angie_Merkel Almanya Başbakanı

@CFKArgentina Arjantin Devlet Başkanı

@dbdevletbahceli MHP Genel Başkanı

@kılıcdarogluk CHP Genel Başkanı

Aşk bir hastalık mı?

Aşk, yaşanabilecek en karmaşık ve iz bırakan duygu durumlarından birisidir.

Bayramlar, doğum günleri ve yıldönümlerinden sonra modern pazarlama tekniklerinin yaşamımıza kattığı vazgeçilmez kutlamalardan biri de “Sevgililer Günü”, diğer adıyla “St. Valentine Day”. Amerikan Hastanesi Uyku Bozuklukları Kliniği Şefi Dr. Sabri Derman, romantik aşkın bir hastalık olmadığını; yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde, sosyal farkındalığımızın artmasında, varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öğe olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynadığını belirtiyor.

Nasıl evlilik yıldönümleri beraber geçmiş ve geçmemiş zamanların yeniden değerlendirilmesine, yılbaşları daha çok iş ve sosyal yaşamımızın gözden geçirilmesine, doğum günleri yaptıklarımızla yapacaklarımız hakkındaki perspektif ayarlamalarına vesile oluyorlarsa “Sevgililer Günü” de, sevdiklerimizi ve sevemediklerimizi düşünmemize yol açıyor. Psikolojik anlamda bu özelleştirilmiş günler, bizim kendimiz ve yakın çevremizle ilgili farkındalıklarımızın keskinleşmesinde, sosyal farkındalığımızın artmasında, çiçek, çikolata, yemek, tiyatro, mum, hafif müzik, tütsü, kırmızı iç çamaşırı gibi rutinlere ilaveten, varlığı ve yokluğu ruhumuzun balansını en derinden bozan öge olan aşk hayatımızı yeniden irdelememizde çok yararlı bir rol oynuyor.
Son yıllarda dinamik görüntüleme tekniklerinin yardımıyla sadece beyin yapılarının değil, işlevlerinin de renkli resimler ve kliplerle belirlenebilmesi, iki kulağımızın arasındaki 1.350 gramlık et parçasının fiziksel olduğu kadar duygusal alanda da ne denli olağanüstü karmaşık bir yapıda olduğunu bir kere daha ortaya koyuyor.

“Aşka dair” konularda sürpriz sayılacak gelişmelerden bazıları, kadın beyninin gerçekten daha küçük olmakla beraber en az erkek beyni kadar mükemmel olduğunun bunu da gramajdan kaybettiğini “verimli çalışmayla” dengelediğinin gösterilmesi, anatomik yapı olarak, sinir hücresi yoğunlukları, sinirlerarası kimyasal ileticilerin cins ve miktarlarındaki dağılım farklılıkları ve nihayet bilgiyi alma, işleme, depolama ve geri-çağırma konularındaki işlevsel farklılıklar gösterilebilir. Kadınlarla erkeklerin beyni hem yapısal hem işlevsel olarak farklılıklar gösteriyorlar çünkü bazı farklar onların biyolojik olarak üstlendikleri görevleri daha iyi yerine getirmelerini sağlıyor.

İnsanların aşık olacakları ve/veya eş seçecekleri insan hakkında beyinlerinde taşıdıkları şablonların 2 ile 8 yaşlar arasında oluştuğu düşünülüyor. Bu özellikler sadece yakınlarında olan anne, baba, kardeş, bakıcı, akraba, öğretmen, arkadaşlar tarafından değil, sinema, TV, dergi vb. kaynaklarda rastladıkları ve etkilendikleri sanal kişilerle de belirleniyor. Beynin derinliklerinde birçok farklı alanda depolanan bu sevgili/eş resmine uygun bir kişiye rastlayınca, şimdi beyinde romantik aşk dediğimiz bir “kimyasal heyelan” ortaya çıkıyor. Basit bir tetiklenme değil bu! İlk etkileri saniyeler, dakikalar içinde (yıldırım aşkı), daha karmaşık etkileri günler, haftalar içinde beliriyor ve beynimizde – zorlama bir ayırım yaparsak bir çok farklı duygusal ve bedensel olayı harekete geçiriyor. Bunların en önemlileri, otonomik sistemimizi canlandıran dopamin ve noradrenalin salgılarının artması. Testosteron hormonunun artmasıyla artan sex dürtüsünün aksine bunlar, bedensel ve duygusal bir ödüle ulaşma konusunda beynin ve vücudun hedefe kilitlenmesini ve ona ulaşmak için biyolojik anlamda “gaza basmasını” sağlıyor. Kalp atışları hızlanıyor, ateş basmaları, terlemeler oluyor, iştah azalıyor, sevgili dışında her şey ve herkes giderek önem ve açıklık kazanıyor. Konsantrasyon saplantıya varacak düzeylere çıkıyor, uyku kaçıyor, aşık olunan dünyanın en akıllı, güzel, sevimli, iyi huylu bulunmaz hazinesi haline getirilirken bütün olumsuz özellikler beyin tarafından filtreleniyor, çarpıtılıyor ve bastırılıyor. Bu süreç içinde aşık olunana ulaşamama, sadece ulaşma dürtülerini daha da arttırmaya, yanmaya tutuşmaya sebep oluyor. Tahmin edileceği gibi, biyolojik bir sistemin yemeden içmeden uyumadan kısıp metabolizmasını ve beyin faaliyetlerini tek bir kişide yoğunlaştırması uzun süreli olamaz. Bu noktada iki olasılık var: Birincisi sevgiliye ulaşmak, birlikte olmak, birlikteliği sürdürmek ve bunun sonucu “motorun turunu düşürmek” ikincisi, ilgiyi hastalıklı bir saplantı haline getirmek, yıkıcı ve zarar verici fikirleri giderek arttırmak ve sonunda sevgiliye ve kişiye zarar verecek akıl hastalığı düzeyine vardırmak. Cinayetler, intiharlar, yakmalar, yıkmalar bu aşama ortaya çıkan çaresizliklerin olumlu yoldan çözümlenememesi halidir. Eğer sevgiliye ulaşılırsa beyinde farklı hormonlar, oksitosin ve vazopressin gibi kimyasallar, çiftin “aşkın ateşinden” çıkıp, zamanla “oda ısısında” bir sevgiye, güvene ulaşmalarına, karşılıklı saygı ve bağlılığa ulaşmış bir çift olarak çok uzun yıllar beraber olmalarını sağlıyor. Bütün bu anlattıklarım hem insanlardaki laboratuar testleriyle, hem de hayvanlar âleminde yaşayan bazı tek eşli hayvanlarda yapılan deneysel yöntemlerle ortaya konmuş bulunuyor.

Aşk konusundaki anlaşılmazlığın temelinde, sanırım, kavram kargaşası yatıyor. Seks, şehvet, arzulama, üreme dürtüsü, sosyal statü aracı olarak seks alma ve verme, toplumsal baskınlık için elde etme, elde tutma ve elden çıkartma gibi çok farklı duygusal durumlar için “aşk” kelimesi kullanılıyor. Cuma akşamından Pazartesi sabahına “aşklar” yaşanıyor, yenisi bulunana kadar seviyeli beraberliklere giriliyor ve bunların hiçbirisi “romantik aşkı” tarif etmiyor.

Aşkın biyolojik önemi ve temel işlevi, evrim süreci içinde ortaya çıkan ve bizi akıllı maymunların çok ötesinde yaratıklar haline dönüştüren beyin gelişmesi ile ilgili. Bence romantik aşk olmasaydı insan neslinin sürmesi mümkün olmazdı. Bizi nesli tükenmiş maymunsu/insansı diğer primatlarda ayıran en kritik evrimsel sıçrama, üreme yaşına gelmiş insanlar arasında ortaya çıkan “mucizevî” aşk duygusu ve bağlılığıdır. Atalarımızın dört ayaktan vazgeçip ayağa kalkmasının bedeli olarak doğum kanalının küçülüp uzamasına yol açan sürecin, bir yandan beynin büyüyüp özelleşmesine olanak sağlarken, tam gelişmiş büyüklükte bir beyni olan çocuğun normal yoldan doğumunun olanaksız hale gelmesi, nesil tüketecek bir sorun yarattı: Yüz binlerce yıl öncesinin mağara koşullarında aylarca gebe, sonra aylarca-yıllarca aciz bir bebek bakmakla yükümlü olan bir annenin, kendisini ve yavrusunu koruyup besleyecek bir “partner” bulmaya ve elde tutmaya ihtiyacı var! Bu ikilinin, bizim şimdiki babalık kavramı ve bilgilerinin olmadığı bir çağda, seks, şehvet, sosyal üstünlük kanıtlama gibi katma getirileri olmadan birbirine ve yeni doğan bebeğe yıllarca (yaklaşık 3 yıl kadar) “karşılıksız” bakmaları ancak son derece güçlü ve özverili bir duygusal ilişkiyle olur. Bu ilişkiyi yönlendiren duygular ve bunları yöneten fizyolojik sistemler, tıpkı gebelik, doğum, erkenlik, menopoz gibi doğal yaşamın doğal süreçlerinden biri olan Aşk’tır. Ne hastalıktır, ne anormallik. Her insanda biraz farklı ortaya çıkan ve gelişen bir insanlık halidir. Son 8–10 senede evrimsel gerekliliğinden uzaklaşıp daha çok duygu zenginlikleriyle bezenmiş olsa da, aşk yaşanabilecek en karmaşık ve iz bırakan duygu durumlarından birisidir. Üstelik bu haliyle aşk, üreme fizyolojisinin ve neslin sürdürülme dürtülerinin çok üstünde farklı bir düzeye çıkmıştır önbeynimizin gelişmesi sayesinde. Üstelik duygu ağırlığı üstün bu tutkular, sevenler arasındaki cinsiyet, yaş, sosyal statü, ırk, din gibi farklılıkların da üstesinden gelebilecek bir güce ulaşmıştır. Montaigne’in dediği gibi “Her insanda insanlığın her hali vardır”, bu nedenle de insan sayısı kadar çeşitli aşk vardır, her aşk eşsizdir, kendi içinde her birisi güzel ve saygıdeğerdir. Marifet yargıcı olmadan bu duyguyu dürüstçe ve alabildiğine yaşamak, değerini bilmek ve anısına saygı gösterebilmektir

site ekle
Mynet Sohbet | Chat Odaları | Chat | Sohbet Siteleri | Dizi izle | Mynet Sohbet |